Mecidiyeköy’ün Tam göbeğinde Konaklamak mı İstiyorsun?
zline
13.05.2026 - 17:11
4 Dk Okuma
Hafta içi İstanbul trafiğinde boğulmuş, hafta sonu da evde oturmaktan sıkılmış biri olarak kendime küçük bir mola ayarlayayım dedim. Ama malum, malum işte…
İstanbul’dan çıkmak başlı başına bir dert. O zaman dedim, neden şehrin içinde ama şehrin keşmekeşinden uzak bir yer olmasın?
Sevgili okurlar,
Bilirsiniz, bazen insanın hiçbir şey yapmayacağı ama yine de evinde olmayacağı bir yere ihtiyacı vardır. İşte geçen hafta sonu ben tam olarak o ruh halindeydim. Ne uzağa gitmek, ne de kalabalık bir tatil köyüne takılmak istiyordum. Sadece temiz bir oda, rahat bir yatak, biraz sessizlik ve belki de sabah kahvemi yudumlarken dışarıdaki şehri izlemek.
Google’a “Mecidiyeköy otel” yazdığımda karşıma pek çok seçenek çıktı. Ama bir tanesi vardı ki ismi bile “ben farklıyım” diyordu. Merak ettim ve gittim.
Şimdi size şunu söyleyeyim: Mecidiyeköy denince akla ilk gelen şey trafik, metrobüs, iş merkezleri ve koşturmacadır. Ama The Bold Hotel, sanki bu koşturmacanın tam ortasında bir vaha gibi. Otelin kapısından içeri adım attığınız anda, dışarıdaki telaş bir anda sönümleniyor. Resepsiyondaki güleryüz, lobinin ferahlığı, loş ama davetkâr ışıklar… İnsan kendini hemen “tamam, doğru yerdeyim” diyor.
Nerede kalıyorum diye soracak olursanız…
Söyleyeyim: The Bold Hotel’de. Bold” cesur demek. Düşündüm, bir otel neden kendine “cesur” der? Odasına geçtiğimde ilk fark ettiğim şey, gerçekten bir otel odasından fazlası olduğuydu. Alan kullanımı o kadar iyi düşünülmüş ki, ne eşyalarımı yaymakta zorlandım ne de bilgisayarımı açıp bir şeyler yazmak için yer aradım. Evet, siz okurlarım için yazdıklarımı orada, o odada, küçük ama kullanışlı çalışma masasında yazdım.
Yatak konusuna gelmeyin. Söylenene göre yorgunluk en iyi yatakta unutulurmuş. Gece öyle derin bir uyku çektim ki, sabah alarm sesiyle değil, güneş ışığıyla uyandım. İstanbul'da güneş ışığıyla uyanmak ne büyük lüks, değil mi?
Yorumlar (0)
Henüz yorum yazılmamış. İlk görüşü siz bildirin!
Fikir Belirt