Hafta içi İstanbul trafiğinde boğulmuş, hafta sonu da evde oturmaktan sıkılmış biri olarak kendime küçük bir mola ayarlayayım dedim. Ama malum, malum işte…
İstanbul’dan çıkmak başlı başına bir dert. O zaman dedim, neden şehrin içinde ama şehrin keşmekeşinden uzak bir yer olmasın?
Sevgili okurlar,
Bilirsiniz, bazen insanın hiçbir şey yapmayacağı ama yine de evinde olmayacağı bir yere ihtiyacı vardır. İşte geçen hafta sonu ben tam olarak o ruh halindeydim. Ne uzağa gitmek, ne de kalabalık bir tatil köyüne takılmak istiyordum. Sadece temiz bir oda, rahat bir yatak, biraz sessizlik ve belki de sabah kahvemi yudumlarken dışarıdaki şehri izlemek.
Google’a “Mecidiyeköy otel” yazdığımda karşıma pek çok seçenek çıktı. Ama bir tanesi vardı ki ismi bile “ben farklıyım” diyordu. Merak ettim ve gittim.
Şimdi size şunu söyleyeyim: Mecidiyeköy denince akla ilk gelen şey trafik, metrobüs, iş merkezleri ve koşturmacadır. Ama The Bold Hotel, sanki bu koşturmacanın tam ortasında bir vaha gibi. Otelin kapısından içeri adım attığınız anda, dışarıdaki telaş bir anda sönümleniyor. Resepsiyondaki güleryüz, lobinin ferahlığı, loş ama davetkâr ışıklar… İnsan kendini hemen “tamam, doğru yerdeyim” diyor.
Nerede kalıyorum diye soracak olursanız…
Söyleyeyim: The Bold Hotel’de. Bold” cesur demek. Düşündüm, bir otel neden kendine “cesur” der? Odasına geçtiğimde ilk fark ettiğim şey, gerçekten bir otel odasından fazlası olduğuydu. Alan kullanımı o kadar iyi düşünülmüş ki, ne eşyalarımı yaymakta zorlandım ne de bilgisayarımı açıp bir şeyler yazmak için yer aradım. Evet, siz okurlarım için yazdıklarımı orada, o odada, küçük ama kullanışlı çalışma masasında yazdım.
Yatak konusuna gelmeyin. Söylenene göre yorgunluk en iyi yatakta unutulurmuş. Gece öyle derin bir uyku çektim ki, sabah alarm sesiyle değil, güneş ışığıyla uyandım. İstanbul’da güneş ışığıyla uyanmak ne büyük lüks, değil mi?
Sabah kahvemi içtikten sonra dedim ki, biraz yürüyeyim. Otelden çıktım, bir baktım Şişli’deyim, bir baktım Levent’e doğru gidiyorum. Metrobüs durağı o kadar yakın ki, aslında otelden çıkıp İstanbul’un herhangi bir noktasına gitmek çok kolay. Ama işte asıl güzel olan şu: Tüm bu kolaylığa rağmen, otele döndüğünüzde kendinizi tamamen sakin bir ortamda buluyorsunuz. Ses yalıtımı gerçekten başarılı. Dışarıda korna sesleri, anonslar derken, odanızda sanki başka bir dünyadasınız.
Sevgili okurlar, şunu açıkça söyleyebilirim: Mecidiyeköy gibi hareketli bir bölgede otelde sessizlik bulmak, altın bulmak gibidir. Ve The Bold Hotel, size bu altını sunuyor.
Günlük kiralık dairelerle arasında ne fark var derseniz…
Daha önce birkaç kez Mecidiyeköy civarında günlük kiralık dairelerde kaldım. Fiyatları uygun diye tercih ettim. Ama ne mi oldu? Sıcak su sorunu, gece yarısı komşu gürültüsü, apartman girişinde muhatap bulamama derken, Biraz daha verip otelde kalaydım dediğim çok oldu.
The Bold Hotel’de öyle bir dert yok. Resepsiyon 7/24 orada. Temizlik düzenli ve profesyonel. İhtiyacınız olan her şey için bir telefon kadar uzağınızda bir görevli var. Bu güvende hissetme duygusu, özellikle yalnız seyahat edenler için çok değerli.
Ben yine aynı şeyi söyleyeceğim: Mecidiyeköy’de bir otel arıyorsanız ve sadece yatacak bir yer değil, gerçekten dinleneceğiniz, kendinizi iyi hissedeceğiniz, çalışacaksanız da çalışma alanı olan bir yer istiyorsanız, The Bold Hotel iyi bir tercih.
“Bold” cesur demek ya… Bence bu otelin en cesur yanı, Mecidiyeköy gibi beton binaların yoğun olduğu bir ortamda bu kadar huzur verebilmesi.
Kalın sağlıcakla. Gelecek hafta yine bir köşeden, belki bir başka otelden, belki bir başka semtten yazışmak üzere…
Not: Bir sonraki konaklamamda aynı otelde kalmayı planlıyorum. Tavsiye ediyor muyum? Kesinlikle evet.
Saygılarımla
Ferda Anıl Yurdakul
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.